30 Ocak 2013 Çarşamba
21 Ocak 2013 Pazartesi
14 Ocak 2013 Pazartesi
KENDİ TERÖRLERİMİZİ Mİ YARATIYORUZ ?
Kendisinin
iyiliği için birşey istemeyene hiçbirşey verilemiyor. Kişinin önce
kendisinin istemesi lazım.
Çevremizde öyle insanlar var ki kendi terörlerini
kendileri yaratıyor. Kendi kendileri için ne birşeyler istemiyorlar veya “nasıl
bir hayat istiyorum” sorusuna cevap veremiyorlar. Bu sebeple sıkışmış
hissettikleri anlardan çıkmakta zorlanıyorlar, hatta çıkamıyorlar.. Bunun
neticesinde yaşam yolculuklarında çıkış ışığını göremiyorlar ve yaşamlarını o
sıkışmışlık içinde gasp ediyorlar, mutsuzluklarını yaratıyorlar.
Hafta sonu bir
arkadaşım bana Melek Kartları’ndan hediye etti. Yazıda “bırak, seni gideceğin
yere akış götürsün. Direnmek seni zorlar ve geciktirir” yazıyordu. Hayatımızın
akışına kendimizi bırakmak yerine çoğunlukla direniyor muyuz? Yaşadıklarımızda
suçlu mu arıyoruz? Oysa ki bu gibi zamanlarda kendimize şu soruları sorsak;
- Benim hayalim ne?
- Nasıl bir hayatım olsun istiyorum?
Oysa ki insanın
hayallerini bilmesi, nasıl bir hayat istediğini bilmesi sıkıntılı bir ana
girdiğinde çıkış yolunu bulması için yolunu aydınlatır; “Bugünün koşullarında
yaşıyor olduğum bu deneyim bana birşeyler katıyor. Kattıklarıyla daha bilge ve
güçlü oluyorum”.
Ancak bu bakış açısıyla
kendimiz için başlattığımız terörü durdurabiliriz ve yolumuza devam edebiliriz.
Önemli olan ne istediğimizi bilmek bunun için isteyerek sukunetle yaşamımızı
sürdürmek.
Sevgilerimle,
Akgün YILMAZ
** Bu vesile ile
hediyesi için sevgili Co-active Koç meslektaşım Damla Toru Batu’ya tekrar teşekkür
ederim.
10 Ocak 2013 Perşembe
HAYALLERİMİZİN PEŞİNDEN GİTMEK İÇİN GEÇ KALMADIK!
Çocukken “büyüyünce ne olacaksın?” sorusuyla ne kadar sık karşılaşırdık değil mi? Birbirinden farklı bireyler olsak da benzer cevaplar verirdik. Önümüzdeki rol model kişiler veya özendiğimiz figürler bize rehberlik ederdi; okul öncesi dönemde anne veya baba olmak, hatta gelin olmak, superman olmak.. Büyüdükçe; öğretmen olmak, doktor, astronot olmak.. hatta günümüzde en fazla göz önünde bulunan karakterlerin meslekleri bile sayılabilir; manken olmak, şarkıcı olmak, futbolcu olmak, dizi oyuncusu olmak.. Bunlardan birini söylediğimizde de, söylediğimiz role bürünmeye başlar, onlar gibi hareket ederdik; öğretmen olmak isteyen çocukların arkadaşlarını toparlayıp onlara tahta benzeri birşey önünde birşeyler anlattığını görmüşüzdür veya annemizin kıyafetlerini/topuklu ayakkabılarını giyip evde mankenlik provası yaptığını, doktorculuk oyunlarını.. Bunların her birinin temelinde kurduğumuz hayaller yatardı ve düşündüğümüz andan itibaren o role bürünür, provalarını yapmaktan kendimizi alamazdık.
Acaba
yaşımız ilerledikçe hayal kurmayı bırakıyor muyuz? Üniversite hazırlık
döneminde hayallerimize mi koştuk, yoksa olmamız gereken bireyler olmak için mi
kararlar aldık? Sonrasında iş yaşamına girdiğimizde hayalimizdeki işi yapmaya
başladık mı yoksa olması gerektiğini düşündüklerimizi mi yapmaya başladık?
Acaba aklımız bu denli kalbimize baskın mı çıktı? Algı biçimimizi nasıl oldu da
bu şekilde değiştirdik veya kalbimizi dinlemeyi ne zaman bıraktık. Yazımı
okuyanlarınızın yüzündeki tebessümü görebiliyorum; hayat beni buraya getirdi,
ailem bunu istedi cevaplarınızı da duyabiliyorum. Ama durun, geç kalmış değiliz
aslında..
Kendimize
vakit ayırmamız ve “ileride nasıl bir hayat yaşamak istediğimizi” düşünmeye
başlamamız yeterli.. hatta bulunduğumuz anı donduralım ve yaşamak istediğimiz
hayatın neresinde olduğumuzu belirlemeye çalışalım. Şimdi gözlerinizi kapatıp
bunun hayalini kurmanızı istesem.. En mutlu olduğunuz anı düşünün, hatta
tanımlayın kendinize. Oradaki kendinize bir isim verseniz ne dersiniz? Bu
kimliğinizle gözlerinizi açın ve bugün bulunduğunuz noktada ne yapmak
istiyorsunuz, bunu düşünün.
Hayallerimizin
peşinden gitmeyi unutturmalarına inat, biz bunlara sıkıca sarılalım. İlk etapta
hayatınızı komple değiştirmeniz gerekmiyor bile.. sadece düşünün ve ne
istediğinize karar vermeye çalışın. Sonra göreceksiniz ki hayata geçirmek için
cesaretiniz de beraberinde gelmeye başlayacak.
Hayallerinizi
takip etmeniz dileklerimle,
Akgün
YILMAZ
9 Ocak 2013 Çarşamba
HAYAT DİK BİR YOKUŞ VE FAKAT MANZARASI MÜKEMMEL..
Acaba
algılarımızı farklı bir yöne çevirebilir miyiz?; “karşılaştığım zorluklardan
öğrendiklerim ....”, “zorlandım ancak sonucunda ...... becerilerimi
geliştirdim”, “gelişimin içinde algı biçimimi değiştirmek de vardı ve yaşamı
farklı renkleriyle artık kabullenebiliyorum, benimseyebiliyorum”.
Her birimiz
ailelerimizin biricikleri olarak
hayat atıldık ve çekirdek ailemizin dışında bambaşka bir dünyada ayaklarımızın
üstünde durmaya, “ben de varım” demeye çalışıyoruz. Bazen sesimiz coşkulu
çıkıyor, bazen de sesimizi duyuramıyoruz. Peki bunun yöntemi nedir? Coşkuyla
“Ben de varım” diye seslenirken karşımızdakinin coşkumuzu duymasını nasıl
sağlayabiliriz?
Hayatımızda her
zaman kararlar almamız gerekiyor. Haydi gelin sadece kendimize konsantre
olacağımız bir an yaratalım; ‘hayatımda neleri yaparken keyif alıyorum?’, ‘kimlerle
görüşmek beni mutlu ediyor?’, ‘kendimi nerede iyi hissediyorum?’, ‘neyin
hayalini kuruyorum?’ ve ‘ileride ne yapmak istiyorum?’.. Bu soruların
yanıtlarını bulmaya çalışalım. Sonra da günümüze dönelim. Bazen bütün bu
soruların cevaplarını sadece işimizde, sadece ailemizde, sadece çocuklarımızda
veya sadece özel ilişkilerimizde bulmaya çalışırız. Halbuki her birinden
alacağımız keyif farklı değil midir? Asıl soru “bazı şeylere fazla mı anlam yüklüyoruz”
değil midir? Hayatımızda mutluluğu sadece işimizde veya özel hayatımızda
bulmaya çalışmak, zaman zaman hayal kırıklıklarına yol açabilir aslında. Bu
sebeple her birine gerektiği yükü yüklemek; işimizde ayrı, özel yaşamımızda
ayrı mutlulukları yaşamaya çalışmak ve hayatın tadını çıkarmak kilit noktalar
olabilir burada. Dengeli dağıttığımız beklentilerimizle ve belirleyeceğimiz
hedeflerle hayallerimize doğru yola çıkabiliriz.
Aslında
hayallerimize ulaşmanın çeşitli yolları var ve bunun için, alacağımız kararlara
sıkı sıkı sarılmamız gerekiyor. Her birimiz farklı özelliklerimizle farklı
birer renk yaratarak, en iyi yaşayacağımız şekilde devam etmeliyiz yolumuza.
Bunun için her bir yolun kaç şeritli olduğunun farkına varmamız, gerçeğini
kavramamız çok önemli. Bu esnada “ben bu yolun neresindeyim?” sorusunu
yanıtlamak en zoru olabilir. Fakat farkındalığımızı arttırarak, varolanı
tanımlamak ve bizimle beraber aynı yolda olan kişilere göre farkımızı ortaya
koymak hedeflerimizi gerçekleştirme yolunda önemli adımlardır. Böylelikle
hayatın, kendi içinde dik bir yokuş olduğunun bilincine varabilir ve fakat
yokuşu tırmandıkça manzarasının da mükemmel olduğunu görebiliriz.
Sevgilerimle,
Akgün Yılmaz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
